25 Mart 2012 Pazar
20 Şubat 2012 Pazartesi
13 Ağustos 2011 Cumartesi
yaz aksami-Kalamis
cumartesi aksami, istanbul yine kalabalik. Zamana guzel biraksamin notunu dusmek icin kucucuk tuslara ve ingilizce klavyeye ragmen parmaklari calistiriyorum. Baktim oturdugum yerlerde yazamiyorum boyle disaridan da yazayim dedim. Kalamis parkindayim, burasi Kalkhedion isimli yer olmali.. bir suru dogum gunu kutladi guzel sesli sarkici kiz:) kokular;agaci-raki-hafif karisik parfum-sigara-istanbulun yaz kokulari. .Masada cay-oglum yandaki hali sahada futbol maci yapiyor. Acaba yenecekler mi? Macin sonunda ne hissedecek?Caya doyamiyorum bu aksam:))Tabi ki bol cocuk sesleri, kosan ayakLarin patpatlari. Mac bitti mi ne? Gorunmemi de istemez simdi..:) Anneler gizli melekler hep olmali ama gorunmemeli.. sevgiler Istanbul. Herkesin yaz kokularini uzun zaman kaybetmeyecegi guzel aksamlari bol olsun!
31 Temmuz 2011 Pazar
Youtube
http://www.openculture.com/smartyoutube
örnek işler, kurumsal tanıtımlar, bir çok alanda zihin açıcı-öğretici videoların listesini almak isterseniz uğrayın.
örnek işler, kurumsal tanıtımlar, bir çok alanda zihin açıcı-öğretici videoların listesini almak isterseniz uğrayın.
8 Ocak 2011 Cumartesi
2 Ocak 2011 Pazar
2011'e girerken...
2010 benim için 2009'dan daha iyi bir yıl oldu. Renkler daha belirgin, hava daha az puslu, gri daha az ama arada yeşiller kırmızılar parlak maviler göründü bana da. Sırasıyla;
*İş değiştirdim: 15 Şubat 2010
*SBS stresi bitti: oğlumu güzel bir okula yerleştirdim, şükürler olsun!:) (2 Eylül 2010)
*Hiç tatil yapmadım (iş değiştirince...) En son 2009 yazı yapmıştım.
*Yeni güzel insanlar tanıdım. İyi sayıda ve eskiden tanıdığım insanlarla daha da yakınlaştım onların daha da güzel olduklarını keşfettim.
*Eski güzel insanlarımı korudum, sevdiklerimle sık sık görüştüm, ne mutlu:))
*Yeni çakallar tanıdım, yeni asabiler, adaletsizler, sırtlanlar tanıdım (ama bunlar güzellerden daha az)...ne mutlu bana:))
*Sevgili anneannemi sonsuzluğa uğurladım...Allah cennetine kabul etsin, dualarımda artık (9 Aralık 2010)
*Hayat yine işten eve, evden işe, bu sene de farklılık yok. Sadece bu sene de spor salonuna başladım. Yani sadece başladım:))
*Ha yurt dışına hiç çıkmadım, pasaporu da henüz yeniletmedim:) 31 Ocak 2011'e kadarmış, 2011'de yeniletirim artık.
*Bir sürü arkadaşıma daha iyi bir iş imkanı için yardım ettim, bazı ataklar işe yaradı, onlar şimdi daha mutlu oldukları yerlerde çalışıyorlar:)
*Kendime bir söz vermiştim 2 sene önce; farklı bir iş sahasında kendi girişimimi hayata geçireceğim bu sene.
*Sene boyunca tanıdığım, tanımadığım bir çok insanla yazıştım; kutladım, yardım ettim, teselli ettim, şikayet ettim, çözüm buldum, fikir verdim, fikir aldım... Galiba 2010'u bayağ bir online geçirdim:))
*Bu sene yine sinemaya gittim, yine bir sürü kitap aldım, müzik zevklerim yine aynı kaldı; R&B, Soul, funk. Ama bir kaç yeni kattım zevklerime oğlumun sayesinde:)
*Bu sene Aralık ayında çok coşkuluydum yılbaşı gecesini çoooook eğlenerek geçirmek istiyordum! Çok önceden plan yapmak gerektiğini öğrendim!Neyse sonuçta eğlenemedim o gece , erkenden yattım uyudum.
*Ne hikmetse, 1 Ocak 2011 Cumartesi (dün) akşam Avatar filmini 2. kez seyrettim. Geçen sene de 3 Ocakta seyretmişim...mesaj ne burdaki şimdi?:) galiba benim bitmek bilmez doğa-hayvan-insan sevgim, her yılbaşı bu filmle kendisini gösterecek bana:))
Ve 2011; 11 şahane bir rakam! Bu sene muhteşem olacak!
*İş değiştirdim: 15 Şubat 2010
*SBS stresi bitti: oğlumu güzel bir okula yerleştirdim, şükürler olsun!:) (2 Eylül 2010)
*Hiç tatil yapmadım (iş değiştirince...) En son 2009 yazı yapmıştım.
*Yeni güzel insanlar tanıdım. İyi sayıda ve eskiden tanıdığım insanlarla daha da yakınlaştım onların daha da güzel olduklarını keşfettim.
*Eski güzel insanlarımı korudum, sevdiklerimle sık sık görüştüm, ne mutlu:))
*Yeni çakallar tanıdım, yeni asabiler, adaletsizler, sırtlanlar tanıdım (ama bunlar güzellerden daha az)...ne mutlu bana:))
*Sevgili anneannemi sonsuzluğa uğurladım...Allah cennetine kabul etsin, dualarımda artık (9 Aralık 2010)
*Dünyadaki en masum, büyüse de çocuk kedimi kaybettim, kara panterimi; Psiko'mu hiç beklemediğim şekilde bir gece yarısı kaybettim:((( (23 Eylül 2010)
*2009 yılında ölen Tom'umdan burada hiç bahsetmedim, bahsedemedim bile, onun ölümü; ölüm şekli beni öyle yaraladı ki bahsetmeye hiç cesaretim olmadı...(14 mayıs 2009) Sevgili özgür oğlum, cesur, özgür, zımba gibi kedimdin, renklerinle çizmeli kedi, kuyruğunla sarı-kızıl bir tilkiydin:) Böylece Psiko da yanınıza geldi...ben uzun zaman hiç bir hayvanla özel ilişki kuramayacağım sanıyorum, artık üzerimden atamıyorum üzüntülerini ve elimden bir şey gelmeden bırakıp gitmelerine dayanamıyorum... Şimdiye kadar gitmiş olan bütün hayvanlarımla cennette yine karşılaşmayı diliyorum:) Sizlerden yine bahsedeceğim güzel oğullarım/kızlarım benim...*Hayat yine işten eve, evden işe, bu sene de farklılık yok. Sadece bu sene de spor salonuna başladım. Yani sadece başladım:))
*Ha yurt dışına hiç çıkmadım, pasaporu da henüz yeniletmedim:) 31 Ocak 2011'e kadarmış, 2011'de yeniletirim artık.
*Bir sürü arkadaşıma daha iyi bir iş imkanı için yardım ettim, bazı ataklar işe yaradı, onlar şimdi daha mutlu oldukları yerlerde çalışıyorlar:)
*Kendime bir söz vermiştim 2 sene önce; farklı bir iş sahasında kendi girişimimi hayata geçireceğim bu sene.
*Sene boyunca tanıdığım, tanımadığım bir çok insanla yazıştım; kutladım, yardım ettim, teselli ettim, şikayet ettim, çözüm buldum, fikir verdim, fikir aldım... Galiba 2010'u bayağ bir online geçirdim:))
*Bu sene yine sinemaya gittim, yine bir sürü kitap aldım, müzik zevklerim yine aynı kaldı; R&B, Soul, funk. Ama bir kaç yeni kattım zevklerime oğlumun sayesinde:)
*Bu sene Aralık ayında çok coşkuluydum yılbaşı gecesini çoooook eğlenerek geçirmek istiyordum! Çok önceden plan yapmak gerektiğini öğrendim!Neyse sonuçta eğlenemedim o gece , erkenden yattım uyudum.
*Ne hikmetse, 1 Ocak 2011 Cumartesi (dün) akşam Avatar filmini 2. kez seyrettim. Geçen sene de 3 Ocakta seyretmişim...mesaj ne burdaki şimdi?:) galiba benim bitmek bilmez doğa-hayvan-insan sevgim, her yılbaşı bu filmle kendisini gösterecek bana:))
Ve 2011; 11 şahane bir rakam! Bu sene muhteşem olacak!
4 Nisan 2010 Pazar
Olsaydım...
Gazeteci olsaydım: Selahattin Duman olurdum. Aklı ve kalbi dopdolu, bunu kimsenin gözüne sokmadan, tam tersi kendini downgrade eden bir üslupla, eleştiriyor, dalgasını geçiyor, yerden yere vuruyor, güldürüyor, güldürüyor...Ciddiyetten yanına yaklaşılmayan gazeteci ve yazarlardan daha çok tarih, sosyoloji, siyaset biliyor, gözlemleri tahlilleri müthiş!
Haber programı yapsaydım: Uğur Dündar olurdum. Çizgisi, duruşu, az bulunur karizması ve yakışıklılığı tartışılmaz. Daha önemlisi O hep güvenilen birisi.
Sinema yönetmeni olsaydım: Ridley Scott olurdum ve ben de her filmimde Russell Crowe'u oynatırdım:) Scott'un filmleri, konusu / zamanı ne olursa olsun, ihtişamlı, romantik, düşündürücü, göz kamaştırıcı! Çünkü, insanın aczi ve aşağılık yönleri Scott filmlerinde gösterilmez...
Müzisyen olsaydım: Michael Jackson olurdum. Pırıltı, güzellik, estetik, ruh, ciddiyet, masumiyet, yaratıcılık, çekicilik, duygu hepsi ve daha fazlası onda vardı..
Haber programı yapsaydım: Uğur Dündar olurdum. Çizgisi, duruşu, az bulunur karizması ve yakışıklılığı tartışılmaz. Daha önemlisi O hep güvenilen birisi.
Sinema yönetmeni olsaydım: Ridley Scott olurdum ve ben de her filmimde Russell Crowe'u oynatırdım:) Scott'un filmleri, konusu / zamanı ne olursa olsun, ihtişamlı, romantik, düşündürücü, göz kamaştırıcı! Çünkü, insanın aczi ve aşağılık yönleri Scott filmlerinde gösterilmez...
Müzisyen olsaydım: Michael Jackson olurdum. Pırıltı, güzellik, estetik, ruh, ciddiyet, masumiyet, yaratıcılık, çekicilik, duygu hepsi ve daha fazlası onda vardı..
Aktrist olsaydım: Sandra Bullock olurdum. Zarif-alçakgönüllü-güçlü-akıllı-güzel-temiz-eğlenceli. Hem Oscar'ı var hem de Ahududu'su, işte böyle eğlenceli Bullock!:)
3 Ocak 2010 Pazar
2010
Yaşasın sonunda bitti şu 2009! Aklıma gelen ilk kelime "sıkıntı" giden yılı hatırladığımda. Kaçacak yer yoktu, sıkıntıdan, stresten, hayal kırıklığından...evden çıksan sokaklarda vardı. Şehir değiştirsen gittiğin şehirde de aynı sıkıntılı hava toz bulutu gibi her yerde.. eskiden gidip başka ülkede hayat kurma hayalimiz varken, o da elimizden kaydı gitti 2009'da...Her yerde ekonomik dertler, işsizlik, huzursuzluk... off yaaaa bitti gitti. Ben rakamların gücüne inanırım ve 1 yanına etkisiz 0'ı aldı bu yıl bildiğini okuyacak! ... hele seneye 2011 harika olacak!:)
Seyrettiğim en güzel filmi de 2010'da görmek kısmet oldu. Bu günün anısına ve başlayan güzel devrin şerefine AVATAR filminin önünde eğiliyorum.
28 Temmuz 2009 Salı
Vodafone Selim
Vodafone Selim - Şafak Sezer bir harika!
Yeni versiyonda, Vodafone vitrininden yeni cep telefonlarına bakışına bayılıyorum:))
Internet İşleri
Internet üzerinden yapılan ticareti kaç farklı bölümde ele alabiliriz?
Yapabileceğimiz ilk sınıflandırma şöyle olabilir belki;
* Ürün satışı (E-Ticaret)
* Başkalarının sattığı ürünleri toparlayarak satış (neden bunlara Digital Department Stores demiyoruz?) Tek bir yerde bol çeşit ve fiyat kıyaslama
* Benzer şekilde, aynı alanda çalışan bir çok tedarikçinin ürettiği hizmetleri toparlayan ve ilgililerine tek bir platformda sunanlar (restoranlar, turistik tesisler, sinemalar, konserler vs vs)
* Veri_bilgi toparlama ve sunma. Herhangibi bir grup insanı ilgilendirebilecek tek bir konuda, toparlanan tüm bilgiler veya müzik, film, eğlence, spor, teknoloji konularındaki paylaşım ve veri alışverişine olanak sağlayan toplayıcı-yayıcı siteler
* Hobi ve tasarım geliştirme (ve bazen de üzerinden satış yapılabilen )hizmeti veren siteler
* Sosyal paylaşım siteleri
* Belli konulardaki hizmet sağlayıcı ve alıcıları karşılaştıran-buluşturup aralarında iş birliği için platform oluşturan siteler
Mutlaka birbirinden farklı daha bir çok bölüme ayırabiliriz. Öyle güzel iş modelleri var ki internette.. Ve daha uygulanmamış yüzlercesi de sırada. Hepsi, günlük hayatta karşılaşılan sorunlarda gizli , keşfedilmeyi bekleyen binlerce fikirden doğacak yüzlerce farklı model iş:)
Bakmayı bilmek gerek ve görülmeyeni, çözülmeyeni keşfetmek.
29 Mart 2009 Pazar
O bir Silvester
17 Mart 2009 Salı, seni kaybettik
18 Mart 2009 çarşamba , apartmanın bahçesine gömüldün
9 yıl birlikteydik, akıllıydın, ilgiliydin, hesapçıydın:), çoook dedikoducuydun ve ispiyoncuydun:))
Gece yarısı bizi uyandırır diğer kedilerin yasak olduğu halde koltuklara yatmalarını haber verirdin.
9 Yaşındaydın bebeğim daha, insan olsan 63...nerden buldu senin o lanet hastalık , kanser nerden buldu seni............Kimsenin canının yanmasına tahammül edemezdin, birisi "ahh" dese evde, hemen gelir ne olduğunu bütün merakınla sorardın
Dünyanın en şişko, en güçlü, en babayiğit kedisiydin:)) evet aynen öyle, bu dünyada birçok insandan daha onurlu, daha heybetli ve gururluydun..sabırlıydın...öyle hemen bağırıp çağırmaz, seni kızdıran evdeki diğerlerine tehditkar bakar bir süre sonra taciz devam ederse... bir anda enseden tutup yere çalardın:)
Boğazım düğümleniyor yine halbuki bu kadar gün ben ağlamamak için bekledim, şu günlüğe seninle ilgili de not düşmek için..ama heyhat be Silvester, seni düşünürken ağlamamam mümkün değil ki henüz:(((
Hayatta en büyük düşman bellediğin varlık, her zaman ve değişmez biçimde Rainbow süpürge oldu:)))...offf onunla maceralarınız, korkunç sesler ve tek taraflı kapışmaların süpürgeyle!
Evdeki kuşlar kafesten kaçıp odada dolaştığı zaman, sen onları ilgiyle izlerdin, hiç bir zarar vermeden..bir kaç kere kuş ve seni yerde gördüğümüzde, "ben valla birşey yapmıyorum" gözlerinle ve sesinle ne de güzel anlatırdın, yüzümüze dikerek o güzel bal rengi gözlerini..
Eve gireni kapıda karşılar, yan duvara uzanır..gerinir.."hoşgeldin" derdin..
Her sabah, kapıya süt ve gazetelerin geldiğini sen gözlerdin..öyle meraklıydın ki..evin etrafında neler olup bitiyor, hiç bir şey senden kaçmazdı..
Bana hep güvendin, beni hiç bilerek ısırmadın..en zor zamanlarında, veterinerlerde, hastayken de, yaralıyken de, ameliyat bile olmadan önce ve her anında bana hep güvendin ve kendini teslim ettin... daha 1-2 yaşındayken fena halde dayak yerdin mahalledeki kocakafalı, kötü kalpli, azgın ve katil kediden..bir keresinde fena halde eve döndün, ön sağ kolunda korkunç bir yarayla..veteriner bunu köpek ısırmış dedi...kötü bir yaraydı..sonra hep izini taşıdın..canım kedim, sen o acıyla bile bana teslim ettin kendini , tamam oğlum tamam Silvester geçecek hepsi dediğimde, sadece yüzüme baktın ve veterinerin sana ve koluna dokunmasına, iğne yapmasına izin verdin.
Sen akıllı, sen hisli, sen babayiğit ve hayat dolu bir canımdın benim..çok çok ama çok anlamlı bir varlıktın.
Güle güle bebeğim güle güle Silvester'ım... bir gün yine görüşmek üzere...rahat huzur ve neşe içinde oyna gittiğin yerde...
15 Mart 2009 Pazar
Tempo24 Hoşgeldin!
Bugün girdim çok beğendim. Doğan Burda Dergi Yayıncılık'tan, yeni bir site; olan-biten-gündem-gazetelerdeki köşe yazıları-kredi fazileri-yatırım araçları sadece okumalık değil. Diğer sitelerden farkı birçok bilginin hemen hesaplamak, karşılaştırmak, karar vermek için elimizin altında olması.
Yalnız, magazin, spor, politika derken içerik fazla kalabalık hal almış ve eğer iyice incelemezseniz, diğer günlük gazetelerin portallerinden pek farkı yok gibi görünüyor.
Keşke vaadlerini daha açık yansıtacak bir görünümü de olsaydı sitenin.
Eğer bu karmaşık görünüm ve daha kompakt bir içerik olsaydı her gün girerdim ama yine de mutlaka öncelikle girip halletmek istediğim işlerimde bana zaman kazandıracak çok özelliği var.
Hayırlı uğurlu olsun Tempo24!
http://www.tempo24.com.tr
Yalnız, magazin, spor, politika derken içerik fazla kalabalık hal almış ve eğer iyice incelemezseniz, diğer günlük gazetelerin portallerinden pek farkı yok gibi görünüyor.
Keşke vaadlerini daha açık yansıtacak bir görünümü de olsaydı sitenin.
Eğer bu karmaşık görünüm ve daha kompakt bir içerik olsaydı her gün girerdim ama yine de mutlaka öncelikle girip halletmek istediğim işlerimde bana zaman kazandıracak çok özelliği var.
Hayırlı uğurlu olsun Tempo24!
http://www.tempo24.com.tr
2009'da İlk Merhaba!
Böyle de blog olur mu yav..kendime çok kızıyorum!
O kadar ara verdim ki ne yazacağımı şaşırdım, keyif-paylaşım için aç sen bir blog sonra da kendin uğrama e başkaları ne yapsın ki burda:)
Davet verip kendin gitmemek gibi. Neyse...hadi bakalım tekrar kolları sıvıyorum, hem bahar da geliyor, canlanma zamanı!
En son Eylülde yazmışım, önce eylülden beri neler oldu notlarımı düşeyim;
* ABD mortgage kredilerinin geri dönüşlerindeki sıkıntılar derken derken ve biz o günlerde Lehman battı batıyor haberlerini okurken huuoop 5 ay içinde Türkiye krizin sağanak etkisinden iliklerine kadar ıslandı!
* Gerisini hepimiz yaşıyoruz zaten son aylarda... başta otomotiv, dayanıklı tüketim, hazır giyim, kozmetik-kişisel bakım olmak üzere yanıyor kavruluyor şirketler ve insanlar, çok yazılıp çiziliyor zaten gündemimiz bu oldu artık:(...maalesef
* Ben, Temel Gıda-Süt ve Süt ürünleri sektöründe yer alan bir şirkette profesyonel çalıştığım için Allaha çok şükür bu etkiyi hissetmiyorum. Ama tüm ülkemizi saran krizin psikolojisi bile , işlerimizi çok daha ağır bir tempoda, çok daha dikkatli, titiz, kılı kırk yararak yapmamızı gerektiriyor.
Kriz bazen öyle enteresan sonuçlarla karşımıza çıkıyor ki..mesela dün gittiğim spor salonunda anormal bir kalabalık vardı, her taraf tıklım tıklım.. Klübün Müşteri İlişkileri Müdürü'ne sordum; bu durum ne böyle??insan krizde böyle yerlerin daha tenhalaşmasını bekler değil mi?? Öyle bir cevap verdi ki; " işten çıkarılan o kadar insan var ki, bütün zamanlarını burada geçirmeye başladılar, hele hafta içi günleri bir görseniz, çok daha kalabalık" dedi...??? İnsan işten çıkarılınca böyle yerlere para harcamaz ki, tam tersi böyle aktivitelerine sınır getirir diye düşündüğüm için cevap bana çok tuhaf geldi.. Sordum, aldığım cevap " bir sürü insanın üyeliği yıllık, iptal edelim diyorlar biz etmiyoruz, o zaman da bütün günlerini burada geçiriyorlar!"
Allah herkese güç kuvvet, sabır versin ne diyelim...
O kadar ara verdim ki ne yazacağımı şaşırdım, keyif-paylaşım için aç sen bir blog sonra da kendin uğrama e başkaları ne yapsın ki burda:)
Davet verip kendin gitmemek gibi. Neyse...hadi bakalım tekrar kolları sıvıyorum, hem bahar da geliyor, canlanma zamanı!
En son Eylülde yazmışım, önce eylülden beri neler oldu notlarımı düşeyim;
* ABD mortgage kredilerinin geri dönüşlerindeki sıkıntılar derken derken ve biz o günlerde Lehman battı batıyor haberlerini okurken huuoop 5 ay içinde Türkiye krizin sağanak etkisinden iliklerine kadar ıslandı!
* Gerisini hepimiz yaşıyoruz zaten son aylarda... başta otomotiv, dayanıklı tüketim, hazır giyim, kozmetik-kişisel bakım olmak üzere yanıyor kavruluyor şirketler ve insanlar, çok yazılıp çiziliyor zaten gündemimiz bu oldu artık:(...maalesef
* Ben, Temel Gıda-Süt ve Süt ürünleri sektöründe yer alan bir şirkette profesyonel çalıştığım için Allaha çok şükür bu etkiyi hissetmiyorum. Ama tüm ülkemizi saran krizin psikolojisi bile , işlerimizi çok daha ağır bir tempoda, çok daha dikkatli, titiz, kılı kırk yararak yapmamızı gerektiriyor.
Kriz bazen öyle enteresan sonuçlarla karşımıza çıkıyor ki..mesela dün gittiğim spor salonunda anormal bir kalabalık vardı, her taraf tıklım tıklım.. Klübün Müşteri İlişkileri Müdürü'ne sordum; bu durum ne böyle??insan krizde böyle yerlerin daha tenhalaşmasını bekler değil mi?? Öyle bir cevap verdi ki; " işten çıkarılan o kadar insan var ki, bütün zamanlarını burada geçirmeye başladılar, hele hafta içi günleri bir görseniz, çok daha kalabalık" dedi...??? İnsan işten çıkarılınca böyle yerlere para harcamaz ki, tam tersi böyle aktivitelerine sınır getirir diye düşündüğüm için cevap bana çok tuhaf geldi.. Sordum, aldığım cevap " bir sürü insanın üyeliği yıllık, iptal edelim diyorlar biz etmiyoruz, o zaman da bütün günlerini burada geçiriyorlar!"
Allah herkese güç kuvvet, sabır versin ne diyelim...
4 Eylül 2008 Perşembe
Ramazan klişeleri
Şimdi ben çoookkk uzun zamandır, insanların konuşurken kullandıkları dilde kendilerini hep benzer şekillerde ifade etmelerinden sıkıntılıyım. Hele kalıplara iyice takığım! geceleri bazen uyanıp, gündüz yaşanmış olaylar aklıma geldiğinde, insanların neler dediği kulaklarımda tekrarlanmaya başladığında eğer varsa böyle kalıplar, klişe cümleler o konuşmalarda, döner de durur onlar kafamın içinde...Onların yerine ne denebilirdi düşünürüm bazen...Aslında konuşmayı fazla sevmemem belki de bu yüzdendir. Sanırım, gerçekten emin değilim ama ağzımızdan çıkan kelimeler değerli, bize özel, kişilikli olmalı..Bu da kolay değil her zaman, belki de o yüzden ben konuşmayı fazla sevmem:)
Girizgah yeterli geldi bana. Nedendir bu açıklama? şundandır; belli dönemlere, durumlara ilişkin konuşma kalıplarını, klişe sözleri nasıl aşarız, öyle demesek ne diyebilirdik bir denemeye başlayayım dedim blog üzerinde. Güncel dönem ramazan şimdi , oradan başlıyorum. Okuyan sevgili herkesden de benzer kalıpları yazmalarını heyecanla beklerim.
Ramazan-Çok söylenenler- aynı kelimelerle:
"oruç tutuyor musun?" alternatif Türkçe kullanımı: " Müslümanlık yerinde mi?".." ramazanı idrak ettin mi bakim?"..
"akşama iftara davetliyim" alternatif tarz: " ramazan usulü sosyalleşmeye gidiyom"... "akşam arkadaşlarla (birileriyle) yemeğe çıkıcam"..."sofralar bu dönemde çok lezzetli kuruluyor, beni de çağırdılar işte akşama"
"oruç başıma vurdu" ... farklı nasıl söylenir: " sinirlerim tepemde!"..."açlığa dayanamıyorum abi ben!"..."aptal oldum, dikkatsiz oldum, hasta oldum!"
"Allah kabul etsin" ... biraz yaratıcılık: " faydasını gör inşallah"..."bu eziyeti çekmeye değmiştir umarım"... "yarasın, huzur versin, helal olsun!"
Bunlar da karşısına alternatif bulmaktan üşendiğim ama çok fena klişe konuşmalar:
"yemekten değil de sigarasızlık bitiriyor beni"
"trafikte herkes çıldırmış valla, deli gibi kullanıyorlar"
"İstanbul için iftar vakti"
Var mı arttıran?
Girizgah yeterli geldi bana. Nedendir bu açıklama? şundandır; belli dönemlere, durumlara ilişkin konuşma kalıplarını, klişe sözleri nasıl aşarız, öyle demesek ne diyebilirdik bir denemeye başlayayım dedim blog üzerinde. Güncel dönem ramazan şimdi , oradan başlıyorum. Okuyan sevgili herkesden de benzer kalıpları yazmalarını heyecanla beklerim.
Ramazan-Çok söylenenler- aynı kelimelerle:
"oruç tutuyor musun?" alternatif Türkçe kullanımı: " Müslümanlık yerinde mi?".." ramazanı idrak ettin mi bakim?"..
"akşama iftara davetliyim" alternatif tarz: " ramazan usulü sosyalleşmeye gidiyom"... "akşam arkadaşlarla (birileriyle) yemeğe çıkıcam"..."sofralar bu dönemde çok lezzetli kuruluyor, beni de çağırdılar işte akşama"
"oruç başıma vurdu" ... farklı nasıl söylenir: " sinirlerim tepemde!"..."açlığa dayanamıyorum abi ben!"..."aptal oldum, dikkatsiz oldum, hasta oldum!"
"Allah kabul etsin" ... biraz yaratıcılık: " faydasını gör inşallah"..."bu eziyeti çekmeye değmiştir umarım"... "yarasın, huzur versin, helal olsun!"
Bunlar da karşısına alternatif bulmaktan üşendiğim ama çok fena klişe konuşmalar:
"yemekten değil de sigarasızlık bitiriyor beni"
"trafikte herkes çıldırmış valla, deli gibi kullanıyorlar"
"İstanbul için iftar vakti"
Var mı arttıran?
23 Ağustos 2008 Cumartesi
serbest vuruş
Bu hafta aklımda kalanlar; olanlar, laflar;
Tatil; bir yıldır ilk kez iş düşünmedim.
Tatil; ama nasıl?? Kuntay kolunu kırdı- ciddi büyük bir çatlak (14 Ağustos, akşam saat 20:00)
O yüzden, sanırım %80 vaktimi bu hafta onunla ilgilenerek geçirdim, haylaz kaykay çocuğu " skateboarding is not a crime" ama can sıkıcı :)
Çooookkkk sıcaaaak!! bir haftaydı, şimdi biraz serin esiyor ben yazarken.
Spor; yeniden başladım, alışma devresi yine-tembelliğe yer yok-toparlan-yürü-git ve sana verilen programı yap sonra en sevdiğim -yüzme ve yoga...ehhh işte vakit yaratmak lazım. yağlardan 6 kilo ver, kasları 2 kilo arttır, su oranını arttır, metabolizmayı hızlandır...güzellll (olacağız:))
Pekin 2008; ilk altınımız güreşten ama heyhat bizim (?) sporcumuz Dağıstandan devşirmeymiş ve irtica sakalı yeterince enteresan bir hava verirken bir de çeçen selamı çakmış kürsüde. Allahım ne günlerdeyiz??
Bodrum'un adı çıkmış...jigololar..neredeyse bir seks turizmi fonksiyonu yapışacak az daha bizim medyatik tatil kasabamıza bu sene. Bu seferki ucuz uzak doğu işi seks turizmi...yıllardır olduğu gibi "özgür ve eğlenceli" krem tabaka çiftleşmeleri değil bunlar bu sefer..
İstanbul ise; bize kaldı diyemeyeceğim çünkü hala çoookkk kalabalık!
Okullar açılıyor; servis kaydı, ödemeleri, kitabı, klasörü,kalemi,boyası..offff biz mi okuyoruz çocuklar mı..valla içim sıkıldı!
Tayyip Erdoğan: "Ben çevrecinin daniskasıyım"..valla demiş:))
Scorpions konseri; dün geceydi, Park Orman dar gelmiş, babalara daha geniş bir mekan yakışırmış. Bir de rock konserlerinde tütün mamülleri kullanımı abartılmasa da açık havada bile eziyet çekmesek!
Tatil; bir yıldır ilk kez iş düşünmedim.
Tatil; ama nasıl?? Kuntay kolunu kırdı- ciddi büyük bir çatlak (14 Ağustos, akşam saat 20:00)
O yüzden, sanırım %80 vaktimi bu hafta onunla ilgilenerek geçirdim, haylaz kaykay çocuğu " skateboarding is not a crime" ama can sıkıcı :)
Çooookkkk sıcaaaak!! bir haftaydı, şimdi biraz serin esiyor ben yazarken.
Spor; yeniden başladım, alışma devresi yine-tembelliğe yer yok-toparlan-yürü-git ve sana verilen programı yap sonra en sevdiğim -yüzme ve yoga...ehhh işte vakit yaratmak lazım. yağlardan 6 kilo ver, kasları 2 kilo arttır, su oranını arttır, metabolizmayı hızlandır...güzellll (olacağız:))
Pekin 2008; ilk altınımız güreşten ama heyhat bizim (?) sporcumuz Dağıstandan devşirmeymiş ve irtica sakalı yeterince enteresan bir hava verirken bir de çeçen selamı çakmış kürsüde. Allahım ne günlerdeyiz??
Bodrum'un adı çıkmış...jigololar..neredeyse bir seks turizmi fonksiyonu yapışacak az daha bizim medyatik tatil kasabamıza bu sene. Bu seferki ucuz uzak doğu işi seks turizmi...yıllardır olduğu gibi "özgür ve eğlenceli" krem tabaka çiftleşmeleri değil bunlar bu sefer..
İstanbul ise; bize kaldı diyemeyeceğim çünkü hala çoookkk kalabalık!
Okullar açılıyor; servis kaydı, ödemeleri, kitabı, klasörü,kalemi,boyası..offff biz mi okuyoruz çocuklar mı..valla içim sıkıldı!
Tayyip Erdoğan: "Ben çevrecinin daniskasıyım"..valla demiş:))
Scorpions konseri; dün geceydi, Park Orman dar gelmiş, babalara daha geniş bir mekan yakışırmış. Bir de rock konserlerinde tütün mamülleri kullanımı abartılmasa da açık havada bile eziyet çekmesek!
5 Temmuz 2008 Cumartesi
recep'in tavuğu...
Bugünlerde, binaların tepelerine tünemiş Turkcell tavuğu arıyor gözlerim heryerde; "Recep'in Tavuğu". Recep İvedik ile ikinci filmi gelmeden reklamlarla hasret gideriyorum ama "recep'in tavuğu" durumu Türkiye'deki diğer recep'e ve bugünlerde olan bitenlere daha uyumlu...recep ve tavukları hiç durmadan konuşuyorlar, kanat çırpıp koşturup diğer folluk ve kümesleri basıyorlar!
2 Mart 2008 Pazar
Pazarlama Blogları Karnavalı, 17.Hafta

Merhabalar herkese!
Fikir oluşturmak, yaratmak, konuşmak üzerinde, anlatmak, olanı araştırmak, diğerlerine anlatmak... Farklıya dikkat çekmek, fark yaratanı geliştirmek...Değer yaratmak eninde sonunda. Buna ister yaşamak deyin, ister pazarlama, ister blogger dünyası.
Bendeniz, acemi bir blogger, deneyimli bir pazarlamacı, yaşamaya ve dünyaya aşık herhangi bir insan olarak, çalışan-düşünen-savaşan-paylaşan sizlerle burada birşeyler paylaşmaktan çok ama çok mutluyum.
İşlerdeki yoğunluk yüzünden, yazıları geçen hafta sonu seçtim, umarım , bu hafta tembellik yapmışsınızdır da daha güzel daha ilginç konuları işlememişsinizdir bloglarınızda!
Karnavala, Eren Kumcuoğlu ile başlamak istedim, önce içeceklerimizi alalım, hafif hafif karnavala ısınalım! İki ezeli rakip, FMCG'nin iki global devi işte yine çarpışıyorlar ; Pepsi Max mı Coca Cola Zero mu? Eren, TV ekranlarında dönen son dönem reklamlarını ele almış. Sansasyonel iletişimiyle Pepsi Max mı? Yoksa yaygın penetrasyonu ve tadıyla Coca Cola Zero mu diye soruyor Eren.
Fikir oluşturmak, yaratmak, konuşmak üzerinde, anlatmak, olanı araştırmak, diğerlerine anlatmak... Farklıya dikkat çekmek, fark yaratanı geliştirmek...Değer yaratmak eninde sonunda. Buna ister yaşamak deyin, ister pazarlama, ister blogger dünyası.
Bendeniz, acemi bir blogger, deneyimli bir pazarlamacı, yaşamaya ve dünyaya aşık herhangi bir insan olarak, çalışan-düşünen-savaşan-paylaşan sizlerle burada birşeyler paylaşmaktan çok ama çok mutluyum.
İşlerdeki yoğunluk yüzünden, yazıları geçen hafta sonu seçtim, umarım , bu hafta tembellik yapmışsınızdır da daha güzel daha ilginç konuları işlememişsinizdir bloglarınızda!
Karnavala, Eren Kumcuoğlu ile başlamak istedim, önce içeceklerimizi alalım, hafif hafif karnavala ısınalım! İki ezeli rakip, FMCG'nin iki global devi işte yine çarpışıyorlar ; Pepsi Max mı Coca Cola Zero mu? Eren, TV ekranlarında dönen son dönem reklamlarını ele almış. Sansasyonel iletişimiyle Pepsi Max mı? Yoksa yaygın penetrasyonu ve tadıyla Coca Cola Zero mu diye soruyor Eren.
Kolalı içecekle arası olmayanlara rakı servisimiz var! Hüseyin Kılıç ' ın Beylerbeyi Rakı - Yoldaki İçki gönderisi ile devam ediyoruz. Temiz, düzgün, tasarımı özenli, iyi giydirilmiş dağıtım araçları ne önemlidir şirketler için, hele de filonuzda 600 ve üstü araç varsa ve bunlar tüm Türkiye'de her gün mahalle, sokak araları, büyük cadde demeden her yeri geziyorsa...Kendinize ait outdoor mecralarınız. Ben Beylerbeyi Rakı'nın sloganını çok sevdim!..bakalım yazıyı okuyunca siz ne düşüneceksiniz??
Sırada, Özgür Alaz 'dan Küçük Kırmızı Defter var. Özgür'ün çok önem verdiği "Kırmızı Defter" projesi aslında hepimizi ilgilendiriyor, çünkü kırmızı defteri sen, ben hepimiz oluşturuyoruz! Özgür'ün tek bir sorusu var bizlere, cevabı çok kolay değil ama bu soruya kafa yormak çok eğlenceli :)
Karnavala Emine Can ile devam ediyorum.. gencecik bir arkadaşımız, kendisini tanıtırken başlığına bayıldım "Kim Oluyor da" :). Emine'nin Kara Bir Keçi Olsaydım gönderisini seçtim sizler için. Beni de rahatsız eden bir yaklaşım bir uygulamaydı Garanti Bankası'nın son dönem reklamı. Yıllarca hemen her vaadini iletişime taşırken son derece başarılı bulduğum Garanti, bu sefer görmeye bile zor dayandığım birşey çıkarmıştı karşıma, Emine harika özetlemiş verdiği rahatsızlığı! Siz ne düşünürsünüz acaba?
Sırada, Özgür Alaz 'dan Küçük Kırmızı Defter var. Özgür'ün çok önem verdiği "Kırmızı Defter" projesi aslında hepimizi ilgilendiriyor, çünkü kırmızı defteri sen, ben hepimiz oluşturuyoruz! Özgür'ün tek bir sorusu var bizlere, cevabı çok kolay değil ama bu soruya kafa yormak çok eğlenceli :)
Karnavala Emine Can ile devam ediyorum.. gencecik bir arkadaşımız, kendisini tanıtırken başlığına bayıldım "Kim Oluyor da" :). Emine'nin Kara Bir Keçi Olsaydım gönderisini seçtim sizler için. Beni de rahatsız eden bir yaklaşım bir uygulamaydı Garanti Bankası'nın son dönem reklamı. Yıllarca hemen her vaadini iletişime taşırken son derece başarılı bulduğum Garanti, bu sefer görmeye bile zor dayandığım birşey çıkarmıştı karşıma, Emine harika özetlemiş verdiği rahatsızlığı! Siz ne düşünürsünüz acaba?
Haydi şimdi biraz bilgilerimizi güncelleyelim, öngörülerimizi keskinleştirelim! Sevgili Alemşah Öztürk'ün 2008 Web Trendleri 'ni gösterdiği süper grafiği görelim!
Ve biraz daha hareket! Pazarlama Cadısı Burcu Tüzün, Esra Ceyhan Sonsuza dek yok olsun! Siz soruma cevap verin! diye yine cadılığa devam ediyor. Burcu, kadın programlarında süregelen saçmalıklara, Esra Ceyhan'ın programında ortaya çıkan şarlatanlığa keskin eleştirisini "Eğitim almadan sadece tecrübeyle doktor olunamıyor ve tıp konusunda ahkam kesilemiyorsa, nasıl oluyor da eğitimsiz sadece tecrübeyle pazarlama dehası olunuyor?" diye bitiriyor. Cevabı olan?
Ve biraz daha hareket! Pazarlama Cadısı Burcu Tüzün, Esra Ceyhan Sonsuza dek yok olsun! Siz soruma cevap verin! diye yine cadılığa devam ediyor. Burcu, kadın programlarında süregelen saçmalıklara, Esra Ceyhan'ın programında ortaya çıkan şarlatanlığa keskin eleştirisini "Eğitim almadan sadece tecrübeyle doktor olunamıyor ve tıp konusunda ahkam kesilemiyorsa, nasıl oluyor da eğitimsiz sadece tecrübeyle pazarlama dehası olunuyor?" diye bitiriyor. Cevabı olan?
Ürün yerleştirmenin abartılı bir uygulamasına denk gelen Özgür Emre Öztürk öyle güzel dile getirmiş ki düşüncelerini yazıyı okurken filmi izlemiş gibi oldum ve çook eğlendim! Ürün Yerleştirme Faciası yazısında gerçekten ben de Nike'ın bu kadarına nasıl izin verip, suyunu çıkardığına şaştım. "Yahu evlilik teklif edeceğiniz bir insana da yüzüğü Nike ayakkabının içinden çıkartmazsınız herhalde!" bile dedirtmiş film sevgilli arkadaşıma:))
Bu arada, karnaval hazırlığımdaki teknik yardımın için tekrar teşekkürler Özgürcüğüm:)
İlgi çekici bir benzetmeye, okurken heyecanlandıracak bir yaklaşıma götürmek istiyorum şimdi sizleri. Onur Yüksel demiş ki "Ortaya çıkan yükselen satış grafiklerinin sebebi en büyük masaya sahip olan yönetici midir? Eğer öyle olsaydı Oscar Törenlerinde sadece yönetmenlere ödül verilirdi." Sinema Derslerinden Pazarlama Çözümleri isimli yazısında Onur'un, şu benzetmesinin güzelliğine bakar mısınız "Son" yazdıktan sonra seyirciden gelecek tepkinin sabırsız beklenişi."
Yine güncel, hepimizin başına gelen, çoğumuzu alışveriş yapmaktan vazgeçirten "mağaza içi satış elemanı ablukası" vakası bu sefer Cengiz Çatalkaya 'nın kaleminden Ürün geliştirme ve Hizmet geliştirme Ürün-marka ne olursa olsun, hizmet tadımı kaçırıyorsa işim olmaz dedirtiyor insana!
Haydi biraz günümüzden uzaklaşalım, Gelecekte Neler Olacak? Tunç Kılınç ile insanı sıkıcı gündemden uzaklatıran fütüristik bir geziye çıkalım mı... ama durumlar pek de parlak değil gelecekte de..ben en çok "İlk etapta arabalar tek kişilik, aynı zamanda uçuyor. Biz oto-pilot’u kapatmadığımız sürece kendi kendine gidiyor. Park yerleri evimizin içi." bölümünü sevdim:)
Bu haftanın Pazarlama Karnavalı'nı , hepimizin üzerinde düşünmesi gereken bir yeni dünya hareketi, kokusunu uzun zamandır almakta olduğumuz, dünya kaynaklarına yönelik sahibiyeti iyice hissettiren ABD çıkışlı ekonomik-politik oyunlar-savaşları işleyen yazısıyla Selim Tuncer ile kapatıyorum; Küresel kapitalizm, ‘pazarlama’dan sıkıldığı için demokratik pazarlardan çekiliyor (mu?) sorusu, geldiğimiz noktada kaynaklar üzerindeki hegemonya savaşıyla "pazarlama" arasında üzerinde düşünmeye değer bir bağ kurmuş.
Ne dersiniz, sizce de "Pazarları da, ‘pazarlama’yı da artık başkalarına devredip suyun başına geçmek daha mantıklı" değil mi bazıları için??
Ne dersiniz, sizce de "Pazarları da, ‘pazarlama’yı da artık başkalarına devredip suyun başına geçmek daha mantıklı" değil mi bazıları için??
Benden bu kadar dostlar.
Bu haftaki Karnavalı terkederken geldiğinizden daha açık zihinlerle, daha gülümseyen yüzlerle ayrılmanızı diliyorum, umarım buna bir parça katkım olabilmiştir.
Yerlerde, içki şişesi, plastik poşet, sigara paketi, gofret, bar, çikolata kağıdı bırakmayalım lütfen, toplayıp çıkalım!
Sevgilerle Hoşçakalın:)
17 Şubat 2008 Pazar
Aragaz
Süper şirin köpeği, muhteşem olmasa da iyi "yaşatan" animasyonu ve köpeği konuşturan "mahallemizin çocuğu" dış sesiyle İpragaz reklamları bugünlerde durup özellikle seyrettiğim reklam.
Tüm mesajlar verildikten sonra, sonda mahalleye giren "Aragaz" marka tüp kamyonu ve sinirlenen köpeğimizin son bir hamleyle kamyonu kovalayışı, bu hafta sonu değiştirilmiş.
"Aragaz"ın rakip Aygaz'ı simgelediği ve fazla agresif bir rekabet gibi algılanması sebep olmuş değişime.
Hafta sonu yeni yayına giren versiyonuyla, bu kez çıplak markasız bir tüp kamyonu mahalleye giriyor ve kovalamaca aynen devam ediyor!
Aragaz benim aklıma Aygaz'ı getirmemişti açıkçası ama hepimizin günlük argoda duyduğu bildiği ve sektöre uygun bir kelime kullanımıyla " bu mahalleye İpragaz'dan başkası giremez" mesajını en sonda açık açık veriyordu.
Yeni versiyon, bu espriden biraz uzaklaştığı için, belki de bir DS yardımına ihtiyaç var gibi geldi bana..mesela köpek " bak bak...güvenlik bana emanet" diyebilir koştururken markasız kamyonu.
İpragaz'ı ,sektörün, son yıllardaki, en güzel, en fark yaratan reklam filmini yaptıkları için kutluyorum
Tüm mesajlar verildikten sonra, sonda mahalleye giren "Aragaz" marka tüp kamyonu ve sinirlenen köpeğimizin son bir hamleyle kamyonu kovalayışı, bu hafta sonu değiştirilmiş.
"Aragaz"ın rakip Aygaz'ı simgelediği ve fazla agresif bir rekabet gibi algılanması sebep olmuş değişime.
Hafta sonu yeni yayına giren versiyonuyla, bu kez çıplak markasız bir tüp kamyonu mahalleye giriyor ve kovalamaca aynen devam ediyor!
Aragaz benim aklıma Aygaz'ı getirmemişti açıkçası ama hepimizin günlük argoda duyduğu bildiği ve sektöre uygun bir kelime kullanımıyla " bu mahalleye İpragaz'dan başkası giremez" mesajını en sonda açık açık veriyordu.
Yeni versiyon, bu espriden biraz uzaklaştığı için, belki de bir DS yardımına ihtiyaç var gibi geldi bana..mesela köpek " bak bak...güvenlik bana emanet" diyebilir koştururken markasız kamyonu.
İpragaz'ı ,sektörün, son yıllardaki, en güzel, en fark yaratan reklam filmini yaptıkları için kutluyorum
Renkler yokolurken..

Bugün karlı, fırtınalı, tipili bir gün! En son 2005 Aralık ayında yüzünü gösteren kar dünden beri hızını kesmeden yağıyor.
Yarın pazartesi ve okulların tatil edileceği ilan edildi bile.
Bunları özellikle not düşüyorum çünkü Aysel Gürel de bugün vefat etti. Sanki onu kaybettiğimiz günü özel kılmak istiyorum. Ona sıradanlığı asla yakıştıramadığım için.
Özgür Aysel Gürel, deli Aysel, Müjde Ar'ın annesi, söz yazarı, çapkın Aysel:)
En çılgın kova kızı Aysel, doğduğu ay- küçük, acaip, sert şubat-dünyaya el salladı ve gitti.
80 yaşındaymış bugün son nefesini hastanede verirken. Hasta olduğunu şöyle bir görmüştüm gazetelerde, hiç cidiye almamış, hiç korkmamıştım öleceğinden..bugün biraz önce vefatı gazetelerin internet sitelerinde flaş haberdi..
Bazı insanların benzerleri olmaz ve onlar bize veda ederken hep bir boşluk bırakacaklarını derinden hissederim. Onlardan birisi Aysel Gürel benim için, hiç şüphe yok ki birçoklarımız için de öyledir.
Barış Manço, Zeki Müren, Cem Karaca, Turgut Özal, İsmail Cem... hemen aklıma geliyorlar, mesleki ve toplumsal rollerini benzersiz bir şekilde, sevilerek ve çekiciliklerini hep sürdürerek yerine getirdiler.
Aysel Gürel de öyle farklı, öyle sert bir rüzgar gibi şaşırtan, derin, acaip, duygusal, ürkütücü, rengarenk bir kimlikti. İyi ki onunla da aynı devirleri paylaşmışım.
Mekanı cennet olsun, Allah rahmet eylesin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



